Kayıtlar

eser eleştirisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

yeni sevdalar doğurur hüzün

tepedeki başlık bir şiirin de başlığı; ağabeyimden daha çok değer verdiğim bir insanın yazdığı şiir bu. "ramba" yani ramazan aksu değil şiirine eleştiri yazdığımdan, okuduğumdan dahi bihaber.  şiiri maalesef buraya kopyalamak istemiyorum. yorumlarımın arasında şiirin neredeyse tüm dizelerini teker teker masaya yatıracağım, ama düzen olarak şiirin ön gördüğü sıralamayı her zaman takip etmeyeceğimden bu yazıyı daha iyi anlamanız açısından yayınlanmış olduğu web sitesinden okumanız daha sağlıklı olacaktır. aslında ne zaman amatör şair ya da yazarların etkileyici bir eserini okusam, kitabın ya da derginin kenarına, ya da çiziktirme defterime notlar alır, bu eser hakkında bir şeyler yazmalıyım derim. kısmet, yukarıda bahsettiğim şaireymiş. ramazan aksu son derece naif bir dille öyle güzel imgeler yakalamış ki, irdelememek, üzerine yazmamak mümkün değil.  daha ilk satırda korku imgesini yerleştiriyor aksu. "korkunun el yazısıydı şiirim" el yazısı kadar kişiselliği ...

öncüsü don kişot olanın

Bu sefer bir roman değil, ama romansever olup, bu işin biraz da perde arkasını hem tarihsel hem de kuramsal açıdan merak eden herkesin okuması gereken bir yapıtı tanıtmak istiyorum. Söz konusu kitapla ilgili bir ödev yazmış olduğumdan daha yakından bakma mecburiyetim vardı, ancak zorunlu olarak okuduğum en keyifli kitaplardan olduğunu, zaman zaman nefesimi tutarak okuduğumu hemen başında belirtme ihtiyacını hissediyorum. Üstelik bu tanıtımımla, benim gibi bu eserle ilgili bir makale yazması gerekenlere az da olsa bir ışık tutmuş olmayı umuyorum. Edebiyat kuramları üzerine yazılmış eserlerin özetinin yazılması, keza incelenmesi zor ve zaman alır, ve aslında bir anlamda da sıkıcıdır, ama Jale Parla’nın “Don Kişot’tan Bugüne Roman”ını bu kapsamın dışında tutmak gerekiyor. Baştan sona büyük bir heyecanla yazıldığı belli olan ve bu heyecanını okuyucusuna da taşımayı bilen ender kuramsal kitaplardan olduğunu belirtmem gerek. Eser boyunca irdelediği kuramsal kavramlar dilin akıcılığına a...

"ben aranıyor" ya da "ben ve gül"

pazarkaya'nın 2002'de yayınladığı romanının türkçe adı "ben aranıyor", eser yine kendisi tarafından almanca'ya çevrilmiş, ya da "yeniden yazılmış" demeli, çünkü kendisinin de söylediği üzere bazı yerlerini değiştirmek zorunda kalmış. ve bu sefer de adı "ben ve gül" olmuş. türkçe adında arayış ön planda iken, almanca adında neden gül kavramı öne çıkmış acaba? pazarkaya alman-türk yazınının önde gelen isimlerinden. her ne kadar kendisi bu alanda anılmak istemese de göçmen edebiyatı deyince ilk akla gelen isimlerden biri. 1958 yılında okumak için için gittiği almanya'da yazmaya başlıyor. ve ister istemez, oradaki işçilerin de sorunundan söz ediyor eserlerinde, yani bir anlamda, istemese de dahil oluyor. "ben aranıyor"da da durum böyle. okumak için almanya'ya gitmiş, okul bitince de orada kalmış, evlenmiş ve ancak uzun yıllar sonra, tam da askeri darbe öncesi, karışık bir durumda olan vatanına askerlik hizmetini geç de olsa yapm...

günter grass ve "soğanı soymak"

radikal kitap'ta ilk tanıtımını okuduğumda bir hayli heyecanlanmıştım. goethe enstitüsü'nün kütüphanesi'nde görünce de hemen el koymuştum. grass'ın yazın dünyasındaki yeriyle ve bu yıl ders programıma almak istediğimden değil sadece, bu kitabıyla edebiyat dünyasını karıştırmış ve kendi hakkındaki tüm görüşleri topyekûn altüst etmiş olmasından da kaynaklanıyordu heyecanım. gençliğini olağanca çıplaklığıyla ele alıyor ve Hitler gençlerinden biri olduğunu, hatta 17 yaşında ss sathında savaştığını bile itiraf ediyor bu kitabıyla. dilindeki sarkazmın derecesi, kendisini yargıladığını zaten belirliyor ki, o da zaten bunu saklamıyor. her ne kadar gençliğin verdiği ateş, bir yerlere ait olma ihtiyacı ve bilgisizlik gibi gerekçelerini sıralasa da, dönüp tüm bu gerekçelerini alaşağı edip bunların bir özür olamayacağını da ifade ediyor ve bir anlamda başkalarından evvel kendini sorguluyor ve yargılıyor. kuru itiraflar silsilesi de değil bunlar, yukarıda da söylediğim gibi, grass...