Kayıtlar

aşk bu şehre gelmedi

istediğim şekilde seviyorum işte seni / martin demişti hannah'ya / bekle, vakti değil / elbet seni bir gün senin istediğin şekilde seveceğim / elbette bir gün / bir ömür boyunca beklemişti hannah / koşulsuz hannah / vefakar hannah / aşık hannah / bir ömür nedir ki, seni otuz ömür boyunca da beklerim / demişti hannah martin'e hannah, hannah olduğu ömürde kavuşmamalıydı zaten martin'e / hannah kim, martin kim! / bellek beklemeyi yeğ görmüş kendisine / beklemekle var edecek evreni / ve bahşedilmiş hiç bir ömürde muradına ermeyecek belli ki / koca bir evrende otuz ömür... / nedir ki / bekle desin sevmeye...

merhaba

anıları siliyorum ne işe yaradı ki aşkın? üç beş dize yazdırdı gerisi hikaye yazarı doğmadan ölmüş yağmur dindi gelecek yaz günlerine şarkıları inleyelim besmele çekmeden girdiğimiz denizleri içelim yalanları helaya döküyorum oh diyor sabah çiğsi alaca pencere pervazlarına işiyor boşluğa kocaman bir SON ekliyorum gelecek yeni tutkulara bakmak lazım

uzak

deli bir rüzgar olacak / kan kırmızısı bir günde inecek / eriyen ahşabın güzelliğinde kant inleyecek / sancak savaşında el yanacak / ecel akacak / yak yAK yarrak / sivas sustuğunda / brecht hep bilecek cahilliği / yaban eller derdine yandığında / geç bunları diyecekler / geç bunları anam babam / ışığıma engel olma!

maymun

üç maymun oldum / hamdım / asla pişmeyeceğim dünü iple çekmektedir dalgaların / sislerini sevdi kabusum / geç oldu / son vapurun köpüğünde boğulacağız / git / gözlerini bırak da git / bakaKALmasınlar

sanki

asırlar geçti dehlizlerini arşınladım bu ömrün çamurunda serildi meleklerin var mıydın sonrasında? bilmedik, yaşamadık, olmadık boşlukta varlık yoksunduk yaLANlar geçti zahir tezahür eden sendin sol yanıma neFES almayı unuttum gece olmadı ayın arkasında dinlemedin, duymadın, olmadın hiç sevDİM ya da hep sevMEdim kan revan bu aşk günler geçti salizelerini tek tek saydım yokluğun ateşinde yandı yarattıkların öncesinde hiç olmadın

sırça

ellerimi sana gönderiyorum, al sakla! balmumu bir aşkı yontmada kullanmak istedim. ellerim eridi! sen kaçtıkta kovalamak istedim, kor bir kuyuya düştüm. anladım ki bu sevdanın zalimi de alimi de ben, kovalayanı ben, sorgulayanı ben ve galiba tek düşleyeni de ben. kendi yarattığım suretim miydin yoksa? belki de HİÇ var olmadın, adını dahi uydurdum. einstein'ı sorguluyorum seni düşündükçe. hangi paralel evrende yitirdim elini? daha mı sıkıca sarılmalıydım boynuna, ki hiç bırakman mümkün olmasın belimi. belki de paralel evrendeki bende mutsuzsun şimdi... yaşadık ve bitirildik belki de. her evrende buluşamayışımızı gün doğuşuna bağışlıyorum. ya da benim evrenimde yaşanmış tüm buluşmaları yunus zarifliğine bırakıyorum. azat olsun düşlerim. zaten hiç biri yaşanmadı ve herşey birDEM ibaretti. sen başka bir düzlemde yaşıyorsun kendi evrenini. artık bir küme kesişmeyecek belli ki. rakamlar tesadüfi kesişti bir an için. bir an için dünya yörüngesinden çıkacak gibi oldu. 1 an... o...

bahtıma

haber düşmedi bu kıtaya şey lar tan vakti doluştuğunda genize gelmesin karAnlık yanılsamalar ben sana mecbure kalmadım hiç yaŞam zatEN sENsiz

4

dört yıl oldu sevgilim dört yıl iki gün sensizliğin düşündeyim uyanmaya çalıştıkça daha derin uyuduğum serseri günlerimizin acısı damağımda kaldı suretin sol yanımda silikleşti özlem baki bindörtyüzaltmışiki gün oldu sevgilim son kez ısırdığın tenim acıyor ama karasular seni anlatıyor yansımalarından ziyade seni hapsettiğim anılarımı paketliyor pembe kurdela takıyorum kaç yıl geçecek sevgilim seni göreceğim güne dek?

izahat

izafiyet/ yalan! dedim, dedikçe daha çok aşık oldum/ elin değmedi elime, ve hikayeydi su aygırım olduğun gece/ neydi bizi bir arada tutan masal? nafile beklediğim namazlar izahları namümkün sevdaların/ bekleme beni gayrı artık yasaklıyım ulkende senin

ayrı gayrı

dün yine rüyama girdin! bütün gece senle, yetmedi bu ayrılık? gelme de koynumda ısıtayım seni, sarsmayalım artık bu düzenleri Sen korktuğun sürece, Atarım boynuzundan gecenin, meydan okur, okutur örtmeden gündüzünü, acının  yağmur yağmalı bugün, beklediğim yağmur da değil. serçeler şarkısını red ediyor sevişmelerimzin! sen değildin gördüğüm değildin ben yanılgım daim olsun isterdim

ozan

kalaba kal aba sana gitme demedim ki! rahvan bir düşte kulların. aMÂ karanlıklar ölü ozanın dilinde yaVan bir de yelkovanlar var mavinin haşarı çocukları kaosuna aşığım gök yüzüne yazılı ne sen benimsin ne de ben sen öylesine vakit dolduruyor bu ruh nihayet

not defteri

uzak diyarların kağıdını taşıdım senin kayboluşuna adamak için prometeler ağlamasın ben seni yine özlerim

deli

kamburum güneşe dönük yüzüm cehenneme seni bekliyorum gözümde seller sen valslerini eda ederken ciğerlerim sakatata çıkıyor promethem ol istedim boş (deliliğime) ver seriyorum şiirlerimden halını ayakların buza değmesin yolun kuş olsun tez gelesin şiirim ol istedim hoş (cadılığıma) ver

çapkın

hangi güzel çekti canın al senin olsun umurumda mı? el senin ayak senin hele erkekliğin, komple senin olsun yeter ki kalbin bende kalsın...

yoKluK

peyin patlamalarıyla doluyor hayat elim bağlı, ayağım yorgan karanlık çağların efendisiyim dişisine zorla kendine sevdiren ben oyum senin hep kaçtığın suretin bırak kendini bana zevk-ü sefa alemlerinde dolaştırayım tüm uzuvlarını titresin yüreğin aksın kanın kana bulansın sokaklarım kimse duymasın aşkımızı aktıkça kanın yıkansın insanlık beni hiç sevmedim ki... sevilmedim ben sadece bekledim beklenmedim uzadıkça yolum susuzluğum arttı yüreğim dağlandı  ama sen hala yoksun...

garaip nağmeler

sarın beni tek tek la fa sol re do kimseye sezdirmeden kabuğum olun karanlık gündüzlere sırça benliğim üşümesin

zerafeten yok oluş

zarafetinden ölümler beğen bu gece yılan olup koynuna gireceğim, öyle sessizce geleceğim ellerin açık beni saracaksın önce şah damarından alacağım tadını sonra yüreğini yutacağım en son erkekliğini öldüreceğim sana bir meyve peydahlayacağım seveceksin bilmeyeceksin

kelebek etkisi

kelebek zarifliğinde konuverdin yapraklarıma bir çiğ tanesi kadar tatlı peri kızlarıyla sarmaladın yedi denizi her gülüşünle biraz daha sen bilmedin de mi devasa duvarını inşa ettin Berlin'e ki yıkıldığında bir çekiç de ben aldım elime çin seddine kadar döşedim kelebeklerden bir hare sadece ellerini öpmek için gelme artık bir tanem, ben senden uzaklara aşığım sen sadece tetiktin Glencoe fırtınalarını, denize sürüklerken virüs beni çoktan sarmalamış olacak geç kalacaksın dağları delmeye var ki, geç kal new forrest atlarına onlar yine de tüm zarifliğiyle, rüzgarda yelelerini savurarak koşacaklar mavi çiçeklerden oluşan halının üzerinde var ki, görmeyi ver bu aşkın gidişatını... çaresiz bu hastalık, çaresiz bu aşık maşuksuz da güzel geçmiş gelecek bulutlar elbet sevecek kuru kum tanesini, elbet bir gün şeklin ne ehemmiyeti var? var ki, bilmeyi ver, benden içeri sen olduğunu... ben yine bulacağım seni, yine kaybedeceğim, ve yine yeniden seveceğim sendeki sur...

veda

değil bu sendeki benim yazık oldu o sevişmelere bu bendeki gidiş değil dönüşüm artık mümkün değil belki yarın başka bir köşesinde elin değecek elime durup düşüneceğim bu bendeki kapın değil haydi başka kapıya...
dövdükçe yaşam ağacı elmalarını ne diye adem lazım havvaya köteği göstermek için? elim sende oynamadık hiç belki ondandır tüm melankolim hiç sana aşık olmadım belki bu evren bize dar ne diye dönüp baktın, ben gayet neşEli izlerken seni... olsun, bu da geçer...