Kayıtlar

merdiven

basamakların başına geldiginde duraksadı. başını kaldırıp merdivenin sonunu görmeye çalıştı. binlerce basamak gökyüzüne uzanıyor gibiydi. beyaz bulut öbeklerinin arasında son bulan bir merdiven. kendini sonuncu basamakta hayal etti kısa bir an için. sanki coktan varmış da dinlenmeye başlamışçasına oturası vardı daha ilk basamağın başında. ihtiyar bacaklarını yokladı, kanı zar zor pompalayan damarlarını, ağır kalp atışını ve artık hiç geçmeyen yorgunluğu duyumsamamak mümkün değildi. rüzgar çıksa hareket edeceği yönde, belki çıkışını kolaylaştırırdı bu. basamağın soğuk taşına biraz daha yayıldı. serinlik iyi gelmişti. ama yukarı atacağı her adımda ısınacak olan bedenini düşündü. bulut öbeklerinin arasından yüzünü gösteren güneş yakıyordu. yolunun üzerinde ise tek bir gölge bile yoktu. göğsünü tuttu. dayanmalıydı, dayanacaktı. bir trabzan bari olaydı. dayana dayana, ağır ağır çıkardı. yukarı baktıkça sanki basamak sayısı artıyor gibiydi. uçsuz bucaksız bir merdiven uzanıyordu önünde. ve h...

yaz-dı

vakti gelmişti ölümün / yağmur mevsimi almadan karanlığı / yüreği buruktu yalanın / oysa her vakit ölümsüzdür / her ölüm vakitsizdir / derdi gece, kokuşmuşluğuyla / dönmeden mevleviler hiçliğe / bilmeden vaktinin dolduğunu yağmurun. / sunmaksa şimşeklerini güneşe ağtıl aşkın belleği / reddidir varlığına tanrı'nın / yaktığı ağıtların / oysa kıyametine sildiremediği korlaşmış yokluğu / bekliyordu vaktini yağmurun / ölmeden evvel.

biz gibi, buz gibi, aşk gibi

oralarda bir yerlerdesin. ben seni bilmeden de vardın. ben seni unuttuktan sonra da var olacaksın. bir kadının kahkasında, bir adamın bıyık buruşunda var olacaksın. geceleyin ne idüğü belirsiz bir kedi miyavlamasında. baş ağrımda. komşunun matkabında, zamansız bir saatte. rüzgarın uğultusunda bile olacaksın. utanmaksızın arsızca gireceksin en olmadık düşüncelerimin arasına. nasıl yadsırım seni? istesem de çıkaramam seni oradan. hem kabusumsun hem de cennetim. gecemsin, mırıl mırıl dilimden düşüremediğim şarkılarımsın. kendime acımalarımsın. sabah esneyişim. kavuşamadığım tüm âşıklarımsın. ve adını bile unuttuğum sevgililerim. hiç geçmeyen sarhoşluğum. nasıl oldu da seni daha evvel fark edemedim diye şaşıyorum şimdi. kör gibi gezmişim. şah damarımdan da yakındın halbuki. kaç yıl daha yaşarım kim bilir. ama topyekün boşa gitmiş gibi. sensiz. değişen bir şey yok. bundan sonrası da sensiz. dipsiz. sonsuz. umurumda değil. var olduğunu biliyorum. gerisi sözcük. peş peşe babil'e uzanan...

sen

günlerdir gebesin ölüme /  cismini kaybediyor düşlerin / dokunsalar / dalga olacaksın kıyısız adalara / verseler / çoğalacaksın ıssızlığında hayaletinin / tik tak tik tak / adımlarını sayıyorsun dünün / yıllardır bekliyorsun itirafını / gerçekliğini buluyor şimşeklerin / kırbaçlasalar / bahçe olacaksın uçurumdaki göğüne / sevseler / bir daha asla olmayacaksın sen

sarhoş

kalabalık.  insanların ortasında bir yalnızlık şatosu kurguluyorum. barların olduğu bir sokakta, sokağın kenarındayım. beş yıl evvel oturduğum sokak burası. o zamandan beri daha da kalabalıklaşmış. bazı geceler sığmıyor sokaktakiler. taşıyorlar. o gecelerde buralardan geçmemeye gayret ediyorum. aslında o akşamlardan biri.  yine tablet bilgisayarımla oturmuşum , hababam yazıyorum.  yazacak ne buluyorsam, ben de şaşıyorum kendime.  küçük bir üretim makinası gibiyim bazı akşamlar.  kulaklarımda devotchka, how it ends diye fısıldıyor. sanki şimdiden haberdar kaçınılmaz sondan. sigara dumanı nefesimi alıyor. ne çok sigara içiyor bu ülkenin insanları.  sigarasız var olma kabiliyetlerini yitirecek gibiler.  hafif bir esinti otur diyor. daha çok es diye sesleniyorum rüzgara. es ki dumanları taşı benden uzağa.  gecen hafta sohbet ettiğim garson kültablalarını temizliyor. benim masamda temizlenecek bir şey yok. beni es geçiyor, görmüyor. görse ne fark edecek? beklediğim o değil ki! oturduğumda h...

karşılaşma

yolda giderken başını çevirdi adam. bir yerden tanıdık geliyordu az evvel yanından geçen kadın. dönecek gibi oldu, seslenmek istedi. ne diyeceğini bilemedi. yürüyüşü, başını tutuşu, kokusu... bir iki dakika adam kalakaldı, kadını seyretti. sonra aklına gelmiş gibi, ters yöne, kadının peşinden yürümeye başladı. aralarında yirmi metre var yoktu, seslense, kadın duyabilirdi, ama adam seslenmedi. kadının uzun saçlarının dalgalanışını seyretti, seslenmedi. öyle iyi biliyordu ki bu dalgalanışı. bazen kadın o saçı kulağının arkasına sıkıştırır, bir lüle hep asilik edip yüzüne düşerdi. anımsadı adam. kendi kendine gülümsedi. seslenmedi.  önündeki kadın bir mağaza vitrinin önünde durdu. adam  da bir kaç mağaza ötedeki başka bir vitrine baktı. ne mağazasıydı, bilmiyordu adam, nereye baktığını da. ama vitrin camında kadını görüyordu. yansıması değildi bu kadının, bu açıdan vitrine yansıması mümkün değildi zaten. anımsıyordu adam, gülümsedi. kaç yıl geçmişti? içi sıcacık oldu adamın. k...

şimşeklerin çaktığında daha çok sevdalandım yağmuruna

anlatmak istedikçe seni, kendi içimdeki boşluklarda boğuluyorum. anlıyorum artık, hep suretlerini sevmişim, sevmeyi öğrendiğimi sandığımdan beri, suretlerinle avunmuşum, aradığım senmişsin halbuki bunca yıldır. hayal gücüm seni hayal etmeye yetseydi, aynen olduğun gibi hayal ederdim. ne eksik ne fazla. tüm kusurların ve korkularınla. yüzünün, bedenin, ruhunun her ayrıntısını bir tanrı özeniyle yerleştirir, daha yaratmadan, aşka düşerdim senle. hele ki kızgınlıkla gözlerinde çakan şimşeklere baktığımda, sahip olsam, otuz ömrümün her birini ayrı ayrı kurban ederdim yoluna. öncesinde kendimi bilmez bir halde, berduşmuşum. seni bilmeden evvel, kendimi de bilmez bir haldeymişim. ve bir tanrı aymazlığıyla debeleniyorum bilinmezliklerde şimdi. vakitsizce kaçtığından belki de bu debelenişim. acele ettin. biraz daha kalabilirdin. söyleşmeli, sözleşmeli, daha çok konuşulmalıydı. aşığın maşuğuna doyumu olmaz ya! sadece bunca sene ayrılığın bir parça tesellisini bulmak isterdi gönül. kalsay...

dedikçe

gidiyorum dedikçe kaldı / kaldıkça başka diyarların ömrünü sürdü / canavarına gebe yalnızlığında / öteki perilerin canını aldı / şimdilerde yalanını arındırıyor masum şeytanların / elleri kan revan / doğumunu erteliyor tiranın / kaçırdıkça zamanı yiyor / bucaksız yarınların / ardına evrilmeden / aşka kaç ölüm var / ağlaşıyor cennet cüceleri / birdir bir oynarken cesetleri / varamayacak özleminde geceleri / geliyorum dedikçe

haziranda nazan

haziran unuttu lülelerini / gözlerindeki şimşekleri / ilk sıcaklarda bildiler geri dönüşsüzlüğünü / belki de hiç değildin / dolunayın gülümsediği güzel / haydi yoluna, vakit kaybettin / başka bir ömürde bulursun elbet / bu diyarda unuttuklarımızı / dert değil, seni bilmedi düşler / hiç var olmadı sözlerin / belki bilenin çıkar / gecikmiş bir ömürde.

sınırlarda

bu daracık mekanda ne arıyorum yıllardır? kurtulmaya çalıştıkça daha bir hapsediyorum benliği bu etten duvarların ardına. salt bedensizliğe özlemimden ölümü düşlerim zaman zaman. kendi kendime karar verip yol alacağım ani bir eylem olarak değil, bunu korkaklık olarak atfederim. hayır, zamanı geldiginde çıkacağım yeni bir yolculuk, daha evvel hiç yaşanmamış türden, metafizik bir yolculuk. cehennem ve cennetin başka diyarlarda olduğunu sananlar, ey kulak verin, beklemeyin başka yaşamları! her gün sırat köprüsünden geçiyor ve bodoslama cehenneme düşüyoruz. zira hepsi burada. cehennemi de cenneti de yasamış bir deliyim ne de olsa. ve gördüklerimi anlatabilecek olsam, tımarhaneye ebediyete değin kapatıldığımın fermanı olurdu. kim miyim ben? tuhaf bir benlik. adsız. şekilsiz. kısaca: deli! raporunu yemiş bir kıt akıllı. ama sokaktaki deliden farkım maddi, bir bedene sahip bir nesneye odaklanmamış bir deli olmam. bu da beni bambaşka bir boyuta sürüklüyor. korkun benden. ben korkuyorum zira...

söz

sözcükler hiç var olmadı. yineledikçe anı. zaman durdu / / gitme

neylemiş bu kul ya azap!

boşa gecmiş damarlarım yarıldığında / hücre aşkına vurgun yiyeceksin / karıncan olduğum her saniye / bir ömür alıyor yarından beter / sonra hep söz olacaktı / lanetledigimiz her besmeleyle / vurgun yiyor cehennemin / şişenin dibine vuruyor kusmuğuna bandığın düşlerin / gel vazgeç benden / ben sana hiç yar olamadım ki / vazgeçtikte kendimden daha saplandım ben batağına / seni. özlersen. / adımı anma yeter / seni hep seveceğim. bil, / ve unut venüs. ellerini yolduğunda / tüm ayetlerin yangına geçşe yüreğim dört bin dört yüz kırk sene / yalanlasak tüm kitaplarını / hiç yaptığımız gibi / ben seni hiç sevmedim ki...

debussy dinliyor

karanlık gündüzlerde mağrur  mağaralara yağan gökyüzü  nasıl da çağırıyor ölümü  wagner etkisinde bir alto  düşman ağır aşklarla yaklaşıyor müjdelediğinde çoğulluğunu birleşiyor gece yarınlarına  bekliyor mallarme dört dörtlük  nasıl da yalnızlık kokuyor par de moi bestelediği her meleğin yakarışında başka bir baudelaire düşüyor salı gecesine kurallara karşı ritmleri kovaladığında sözcükleri unutuyor eşitlediğinde yağmuru ortaçağ şairleri meryem'e yakardığında je vais rire de mourir  yak bizi tanrıça  son dizelerini ruhlara iç çektiğinde beş yıl kala çekip gitmesine  bitirir vedasını aryaların   atonal

gel gör cehennem seni neyledi

her yanışında bin ah eyledi meleklerin / nasıl da tıkandın yüreğim nefes alışında / ve ben hep sendim / baktıkça suretimin sende eskiyen imgeleri / nasıl da varırsın ıssızlığına fırtınamın / belki beni hiç sevmedin / ve yaslandı tüm sözlerin aykırı bir gerçekliğe / ararken sorulmamış soruların yalnızlığına / nasıl da hayaldik rüzgarın zayıf ışıltısında / daha gidilecek acılar vardı / bildiler adını daha kusmadan israfil'in düşlerini / unutulmuş masallar fısıldadı aşka düşen zebanilerin kaderini / her dokunuşunda kadife işkencesine mahkum / isevi bir baharı betimledi cennetim / geleceğin tanrılarını öldürdük ortaçağda / ve aslında senin yalanındım / uyandığında kahpesi kayıp bir savaşın lideri / sana otuz ömür vaad etti bedbahtlığın / ben seni hep sevdim / ama gelmeyecek bir zamanın sonsuzluğunda / adını hiç almadı belleğim / taksidi bitmiş taksiratların / elçisiydim / gidişinin

an gelmedi

vakti var dört halifenin geç bu yolları ölüm tatlı dokunuşunda bıraktığında kendini oysa hiç bir yol aşka çıkmıyor sevgilim güzelleştikçe fırtınalarınız, şimşekleriniz nasıl da fanidir sözleriniz bilinmektedir hiç bir güneş düşmüyor yalnızlığınıza kuleni saklıyor zebaniler kralı, bilesin sen ki, fil dişinden yalanlar oyarsın artık sesin erişmiyor uğultularına nemflerin bırakın zeus tarlasında yeni tanrıçalar yaratsın bırakın demeter kaçsın yeter ki aşk bir ihtimal kazanmasın ve hiç yaşanmadı sevişmelerimiz bir anlık kesişim değildi uzayda yaşadığını sandığın geceleri gökyüzüne bulutla yazmıştım ne güzel de sarmalamıştınız düşlerinizle gördüklerinize inandık arsız saatlerde birdirbir oynarken şehrin öksüz çocukları nasıl da güzeldir sanrılarınız bırak bir tanem düşsün karanlığa bu beden senliğin içinde kaybolmuş bir fetüs doğurduğun onca şeytana inat bırak ağlasın cehennemin henüz dördüne çok var sevgilim

lost in your pale blaue yeux, sevgilim

go like defin defnetmeye defolunca darling / who the f..k bekler dich / j'attends pour toi lange zeit / das sein allein war es wert / for all the günler gelmediğin / ich wusste die wüste wurde ein wurm in mir / ne gelir elden, güneş eridiyse / stay away all the days / when the dance begins to rain / beni benliğinde belle bebeğim / je sais un petit secret / mon cher péché

aşk bu şehre gelmedi

istediğim şekilde seviyorum işte seni / martin demişti hannah'ya / bekle, vakti değil / elbet seni bir gün senin istediğin şekilde seveceğim / elbette bir gün / bir ömür boyunca beklemişti hannah / koşulsuz hannah / vefakar hannah / aşık hannah / bir ömür nedir ki, seni otuz ömür boyunca da beklerim / demişti hannah martin'e hannah, hannah olduğu ömürde kavuşmamalıydı zaten martin'e / hannah kim, martin kim! / bellek beklemeyi yeğ görmüş kendisine / beklemekle var edecek evreni / ve bahşedilmiş hiç bir ömürde muradına ermeyecek belli ki / koca bir evrende otuz ömür... / nedir ki / bekle desin sevmeye...

merhaba

anıları siliyorum ne işe yaradı ki aşkın? üç beş dize yazdırdı gerisi hikaye yazarı doğmadan ölmüş yağmur dindi gelecek yaz günlerine şarkıları inleyelim besmele çekmeden girdiğimiz denizleri içelim yalanları helaya döküyorum oh diyor sabah çiğsi alaca pencere pervazlarına işiyor boşluğa kocaman bir SON ekliyorum gelecek yeni tutkulara bakmak lazım

uzak

deli bir rüzgar olacak / kan kırmızısı bir günde inecek / eriyen ahşabın güzelliğinde kant inleyecek / sancak savaşında el yanacak / ecel akacak / yak yAK yarrak / sivas sustuğunda / brecht hep bilecek cahilliği / yaban eller derdine yandığında / geç bunları diyecekler / geç bunları anam babam / ışığıma engel olma!

maymun

üç maymun oldum / hamdım / asla pişmeyeceğim dünü iple çekmektedir dalgaların / sislerini sevdi kabusum / geç oldu / son vapurun köpüğünde boğulacağız / git / gözlerini bırak da git / bakaKALmasınlar