oralarda bir yerlerdesin. ben seni bilmeden de vardın. ben seni unuttuktan sonra da var olacaksın. bir kadının kahkasında, bir adamın bıyık buruşunda var olacaksın. geceleyin ne idüğü belirsiz bir kedi miyavlamasında. baş ağrımda. komşunun matkabında, zamansız bir saatte. rüzgarın uğultusunda bile olacaksın. utanmaksızın arsızca gireceksin en olmadık düşüncelerimin arasına. nasıl yadsırım seni? istesem de çıkaramam seni oradan. hem kabusumsun hem de cennetim. gecemsin, mırıl mırıl dilimden düşüremediğim şarkılarımsın. kendime acımalarımsın. sabah esneyişim. kavuşamadığım tüm âşıklarımsın. ve adını bile unuttuğum sevgililerim. hiç geçmeyen sarhoşluğum. nasıl oldu da seni daha evvel fark edemedim diye şaşıyorum şimdi. kör gibi gezmişim. şah damarımdan da yakındın halbuki. kaç yıl daha yaşarım kim bilir. ama topyekün boşa gitmiş gibi. sensiz. değişen bir şey yok. bundan sonrası da sensiz. dipsiz. sonsuz. umurumda değil. var olduğunu biliyorum. gerisi sözcük. peş peşe babil'e uzanan...
radikal kitap'ta ilk tanıtımını okuduğumda bir hayli heyecanlanmıştım. goethe enstitüsü'nün kütüphanesi'nde görünce de hemen el koymuştum. grass'ın yazın dünyasındaki yeriyle ve bu yıl ders programıma almak istediğimden değil sadece, bu kitabıyla edebiyat dünyasını karıştırmış ve kendi hakkındaki tüm görüşleri topyekûn altüst etmiş olmasından da kaynaklanıyordu heyecanım. gençliğini olağanca çıplaklığıyla ele alıyor ve Hitler gençlerinden biri olduğunu, hatta 17 yaşında ss sathında savaştığını bile itiraf ediyor bu kitabıyla. dilindeki sarkazmın derecesi, kendisini yargıladığını zaten belirliyor ki, o da zaten bunu saklamıyor. her ne kadar gençliğin verdiği ateş, bir yerlere ait olma ihtiyacı ve bilgisizlik gibi gerekçelerini sıralasa da, dönüp tüm bu gerekçelerini alaşağı edip bunların bir özür olamayacağını da ifade ediyor ve bir anlamda başkalarından evvel kendini sorguluyor ve yargılıyor. kuru itiraflar silsilesi de değil bunlar, yukarıda da söylediğim gibi, grass...
gözlerinden akarsa şeytanın bir melek süzülür balçığa susamış götürür bizi ilk günahın gölgesine dehlizlerinde bedeninden kazıdığın düşlerini kırmızıya terk ettiğinde bilirsin çocuksuluğundaki tanrısızlıkla öldürmen gerek bizi sen nerede kayboldun süt kokulu aşkların yeganesine hasret kalırken sen nerede kezzabına buladın çığlığı sönmemiş küçük yüreğini ah küçüğüm, ah kuzum iblislerin biliyor mitral geçişlerimi biliyor cellat şefkatinde bizi sarmalamayı sana ulaşsam daha uzağa kaçırıyor yüreğimi bekle miniğim gör miniğim gözlerinden akarsa şeytanın bir melek sürülecek ışığa aktığında ayakların bekleyeceğim en karanlık aşkını ki götürsün şu kaosu
Yorumlar