Kayıtlar

üç

gecenin üçü evini bilsem sokak lamban olurdum şimdi ya da kapı kilidin eve gelişini bekleyen köpeğin ya da pencere önünde saksı çiçeğin bilirdim de ne başını kaldırır ışığımı fark eder ne de anahtarının özlendiğini belki kuyruk sallasam başımı okşardın arada bir ama toprağım kurusa unuturdun su vermeyi gecenin üçü genzindeki yangı olayım yeter...

meyhane

gece aydın iniyor göğe gözlerimde mavi sevda boncuk diziyor ayrılıklara dair bir sen bir ben şarabın son kadehine dalıyor yalnızlığı cehennemin şiirlerde yüreğin geceyi örtüyor sokuluyor koynuma bilmiyorsun. yokluğuna sersefil sarhoşum dilimde bilmediğim bir düş sayıklıyor gelmeyecek dünü hep bir sonrasında bırakıyor anlatısı yok olmuş bu masal hangi evrende vuslat saracak sızıları bilsem dinginleşir mi alın yazım? sorma, gelmiyorum olmadığın cennete

kısır döngü

aşka teslim olmalı şuursuzca. unutmalı geri kalanı. hem de maşuğun ruhu duymadan, deli divane sevmeli. hasretle çoşkunluğa kapılmalı. özlemi tatlı çile atfetmeli. resimlere baka baka hayal kurmalı. mutluluk ille de birlikte olmak değil ya demeli.  ötesine geçip aşkın nesnesinden medet ummadan sevmeli. aşk için sevmeli. sevmek için sevmeli. maşuğu unutmalı. aşka aşık olmalı.  ve hemen ardından duvardan duvara vurmalı kendini. ağlamalı çığlık çığlığa lanetler yağdırmalı karşılıksızlığa. ağıtlar dizmeli kan revan bir yüreğin şerefine. içmeli şuursuzluğa kadar. ve saatlerce telefona bakıp ummalı arar diye. hasrete yenik düşmeli.  sonra da vazgeçmeli. her şeyden vazgeçmeli. yaşanmamışçasına, olmamışçasına yaşama dönmeli. bekleyişlerin beş para etmediğini kabul etmeli. yeni sevdalara fikir kaydırmalı. ve kısa bir an sonra bu fikrine kızmalı. yok olmuyor demeli. ille de maşuk demeli. düşlemeli.   aşka teslim olmalı şuursuzca. 

an

kalabalıklarda kaybolmak dalgalı bir denizin girdabına kapılmak gibidir. bırakırsın kendini akıntıya, köpüklerin arasında bata çıka, kah bir kayaya çarparak, kah suların altında serinliğe kendini vererek suların seni götürdüğü yere sürüklenirsin.  kalabalıkta da bir yandaki sohbete kulakların çarpar, bir başka bakışta asılı kalırsın.  ve gürültü kafandaki çoğu düşünceyi, tasayı alır götürür . alkolün etkisi de tatlı tatlı zihnini sarmaya başlamıştır. kendinden uzaklaşmak için start düğmesine basarsın. benliğini yitirmek istersin, kim olduğunu, geçmişini ve geleceğini, ama en çok da geniş zamanı. herşey şimdide kalsın istersin. zaman sınırlasın istersin. seni ve senden içte olanı sınırlasın.  öncesi olmamıştır, sonrası hiç olmayacaktır. sadece şu an kalır. an.  canın yanmaz artık. 

baş belası

karAnlık gelir anlıksa yar, azınlıksa kar. dize gelir dizelerin yitirdiysem dündeki beni gelmeyecekse yarındaki sen anmamalıyız belli ki binlerce kez düşmüş geceyi. umutsuzluk kokuyorsa dilsizliğim hep sensizliği betimliyorsa dilim anla bu kulun neylemiş zindanları. yüreğinin uçarılığına nispet seni hep sevdim var olmadan çok evvel sen ve ben bizi hangi evrende yitirdiysek! edebilirdiklerde peçesini kaldırır yalAnların. gelemeyeceksen caksa cuksa caka satmaların sesin yankılanır şiirimde kızgınlığım. amAnsız apAnsız gelir an, zamanSızı arşınlarsa anlar kalırım bu sevda başa bela

cücenin aşkı

soğukların başladığı zamanlarda yalan yanlış düşler kurabilirdik, yanılsamalı. olmamış varsayıp, ilk kez yaşayabilirdik geçmişi. ya da aslında vazgeçip hiçbir şeyden, veda edebilirdik gelecek olanlara.   geçmişin acıları geleceğin düşlerini yaralarsa, bil ki, aslında herşeyi sil baştan yok saymak gerek. ah sanrılar!  yürek yaralanmadan, kapılar aralanmadan, alınabilen yolları bilme sakın. fısıldama çığlık çığlığa küçük cehennemini.  kıvranıyor kabuslarım gecenin koynunda.  bizden habersiz bu şaşkın yürek.  karanlıkları yad ediyor. bilmiyor ki, bensizlik yoracak tanrısallığını.   hadi çal yeniden kapımı. açmadığım tüm bulutları satayım eskiciye. hadi çal yine aklımı. kanındaki  beni sana bırakayım. bırakmadıysam soğukların başladığı zamanları.  aslında hiç bir şiir anlatmıyor bu karanlık yolu. almadıkça, aldıkça, açıkça, alçakça, ahmakça.   aslında yeniden yazılabilirdi bütün kitaplar, ve devirilebilirdi arşınlamadığımız ülkel...

yağmur sonrası dağınıklık

güneş tatlı talı ısıtıyor yüzümü. otobüs dolusu insanların önünde düş görüyorum. sağım solum sobe. mutluluk kedi mayışıklığında olmalı. umurumda değil kış gelmiş. bugün güneş açtı. bugünlük yeter bana bu. yarın fırtına kopsun, maya takvimi sona ersin. ersin, ermesin.  ererse, erisin. bütün olsun.  var olmadığımız bir evrenin yasını niye tutalım? "yapamam"lar kuşatıyor aşkı. oysa sadece bu an mevcut. sonrasını kim bilebilir?! güneş alıyor gözümü. duymuyorum kollektif yalnızlıkları. kuşatılmış bir yürek bu. aylardır kendi yalnızlığında geçmişi hergün yeniden kurguluyor. hala umut var bir yerlerde.  duyumsuyor.  yürek ister kadere boyun eğmek. teslim olmak platonik bir sevdaya. umarsızca bekliyor.  belki. bir gün... güneş, kendisinden sadece sekiz ışık yılı ötesinde minik bir organizmayı mutlu ettiğinin farkında değil.  ağıt yakıyor tanrılara. tanrılar benim değil.  kalabalık bir otobüsün ortasında bir düşü sayıklıyorum hala.   kızıl saç...

yağmur

hangi ömür ayırdı bizi vuslat tatlı bir cehennem oldu ağladığında cennetin her gidişin dize getirmezdi yüreğini yak gitsin ateşini yandığında gece, yanıldığında sevgili sönmemiş bir buzulun düşünde her öpüşü deniz olurdu tersiydi sultanım boynum inceydi kılıç darbenize ne de olsa sizin olmamıştı, olmayacaktı yağmur

hayalEt

kadın şehrin sokaklarında başıboş bir rüzgar gibi sürükleniyordu. onu durduracak bir duvar arar gibiydi. nerede bitiyordu bu şehir ve nerede başlıyordu yalnızlık. bu, kadının artık yeryüzünde olmayacağı zamanlarda da bilinmeyecekti. kış geliyordu ve soğuk her köşenin kenarından kurşun gibi vuruyordu kadının yüzüne. kadın aldırmıyordu. ne soğuğa ne de yüreğinde taşıdığı uçuruma. sadece yürümek istiyordu. yürüdükçe karanlık dehlizlerinden çıkabileceğini hayal ediyordu. ama bilmiyordu o dehlizlerinin uçsuz bucaksızlığını. bilmiyordu yüreğindeki uçurumda asırlardır düştüğünü. hiç bir zaman bir çıkış olmadığını.  sonra aniden adam çıkıyordu karşısına. duvarını bulmuş rüzgar gibi kalıyordu karşısında. kafasında hazırlamış olduğu tüm sözcükler uçuyor, aptal bir yeniyetme gibi bir şeyler geveliyordu. ve adam yeniden yoluna devam ediyor, ardına bakmadan kendi gerçekliğine dönüyordu. rüzgarsa orada kala kalıyor. yüreğinin adamın ayak izlerinde sürülüşünde bakışları uzuyordu. gölgeleri u...

karanlıktı yüreğin

gün ışığı düşmedi düştükte bulutlar ellerinden ellerin oldu düş biz aynı ruha sahip iki yabancıydık yabanlarda kaybolduk yapanlarda bozduk yabana attık ışığın andığı günleri yorulduk, yoğunduk, yoksunduk biri birimizde biriken yalnızlıktık yıktık yoktuk

neredesin!

vuslat bu ömre bahşolunmamış özlem neylesin bu fani cismi uyku ölümden beter ayırır aşıkları uykusuzluğa sığınıyorum. zihnim karanlıklara aksın. ruhumun ve zihnimin açlığını bastıramıyorum.  bu bedenin sınırlılığı içinde hapsolmuş, klostrofobik bir çığlıkla saldırıyor görünen yanılsamalara ve ancak bedenin açlığını doyurmaya çalışıyor. oysa beden bir yanılsama, onu doyurmaya çalıştıkça, ruhumu duymaz oluyor zihnim. uzaklaşıyorum kendimden.  bir faniyim sadece, çoğalmak istemiyorum bedenen. kendine benzer olanı yaratmak egonun en dehşet ve acınası tatmini değil de ne? oysa egomun dışına çıkmalıyım. tanrılarla yarışmak değil niyetim. içimde saklıysa bir tanrı, onu bulmalıyım asıl, dinlenmeksizin, duraksız, nefessiz.  hem kendimin klonunu ne yapayım? hele ki diğer yarım yaşamın başka evresinde başıboş gezerken?! diğer yarımın varlığını bildim bileli huzura ermez bir vahşi kesildi benliğim. şiirler sığınak olmuyor, dinlenemez oldu bu ben. onun var olduğunu bilm...

olsan olmasam

var oluşum kıfayetsiz var oluşunda say adımlarımı tökezliyorum şimşeklerine ırak düşündükçe seni unutuşun hazzında kavruluyorum sen bilmiyorsun hadi buz diyarına kaçır beni önce ellerim donsun, dokunmasınlar sana burnum düşsün kokun yabancı kalsın bana topyekün bedenim karlara gömülsün yatmasın ten tene bedeninde ah işte o zaman aşkım zamansızlığında gölgelerin sevişeceğiz alenen var olmayışıma inat kuşatacağım şimşeklerini mavide ömürsüzlüğümüze payeler dizeceğim elbet bileceksin

masal

bir vardın, yok olmadın sende olmadığım kadar unutuşunla unuttum seni bende yalan yalın an yanAn bu aşkın izdüşümü olmayAn bir zamAn düştü zebanilerin gönlüne yanmadan günah ve yakmadan yeni doğan karanlığı al dedim bu beni iadesi geçmiş yalnızlığıma zahiri genzimde cehennem soğukluğu kavuruyor faniliğimi tanrıları bağışladığımız evrende suskunluğumuza kuşanıyoruz çırılçıplak terk-ü beden eylemiş bir yanılsama kalıyor ah ettikçe masumiyet meleklerin tapınmıyor güneşin düşmediği bu cennete çığlık çığlığa lanetine sığınmış nymphaların düşlerini söylüyorlar vardın mı varılmaz olana? bizden yoksun kalmış evrenlere ağıt yaktım sağırlığın kulaklarımda  sana ulaşmayacak şarkıları yeniden yazdım zebanilerin cennetten haykırdı uğruna yeni evrenler yarattığım aşk hiçliğe muğlak kaldı usanmadan sözler ettim, edeceğim, sözler vereceğim gerçekliğe inat masallarda ereceğim düŞen üç elmanın hesabına sen çoğaldıkça hiçliğimden öteye yeniden yazacağım...

sustun

sustum susma vaktini beş geçiyordu sözcükleri yitirdiğinde aşk tatlı bir karabasan gündüzleri koynuma giriyor bilsen dudağında ruhum çırpınıyor geçmişe sarındıkça tatlı fısıldaşmaların itiraflarımızın sancısını çekiyor dokunduğun tenim yüreğini durduruyor zaman geri çevirmek için laneti sustukça dilim ellerim konuşuyor çığlık çığlığa bulutları biçimlendiriyor hadi sus bu gece zihnimde vakit geçmeden sözcük yitiminde

ötesi

zaman ötesine sarıldık karanlıklarda. bilmiyorduk başlangıcı biterken. yazılarda tüketmek istedin aşkı. henüz vakti değildi sözlerin. biz hiç var olmadı bu evrende. sen ve ben paralel bir düşün noktalarıydık. teğet geçmeyecek ömürlerin bekçisi mum yakar mıydı ölü ruhlarımız için? kesişmedi gecemiz öpüşmedi ölümlerimiz yağmayacak bir ezginin kara bulutuydum uydurduğunda geceyi uyuttuğunda doğmamış yağmuru hep  başka evrenlerin kara habercisiydin aşkım bilirdin bilmediğimi masumiyeti yitik meleklerin yakarışlarını işitmeyecek bir tanrıya adandığını cehennemin karanlıktı seni gördüğüm düş düştüğümde kabusuna öğrenmediğim sabrındı beklememe sebep hangi evren buluştururdu bizi kalsaydım zaman ötesine?

yoksunluğun

aşk hangi zamana düştü yağmur vakti ellerimiz el olduğunda her dönüş düş oldu numarası yitik adrese karınca misali düşenleri yazdım. hani küçücük yüreğime yazdığım kainat esriğinde şiirlerine sığındım. belki yanılsamaydık başka bir fiyatın gönlünde rakamlar çözmeden gizini gülüşünün arşınladığım sesin zamansızlığa sığdı hapsine gönüllüyüm, yeter ki mavi baksın hiddetin vazgeçmedim geçitlerin uçurumundan gel desen dönüp kalacağım aşkın hep düştüğü karanlığa yağmur yağmasın yeter bileceğim  

meleğim

Resim
dört gün oldu seni göndereli sonsuzluğa. eve giresim yok. öyle bir boşluk bıraktın ki o minik dairede, yutuyor beni ayak bastığımda. sesleri açıyorum bangır bangır, doldurmuyor yüreğimi. sensizliği daha çok hissettirecek yarınki kara günler. kızgınsan bana birtanem, hakkın var; ama dindi mi acıların? sustu mu yüreğimi dağlayan çığlıkların? yavaş yavaş iflas eden vücudun rahata erdi mi? o zaman hazırım yüklenmeye insanlığın tüm suclarını. yeter ki, sen şimdi rahat uyu meleğim. 

yorgun

yorgun bir yenidoğandı zaman mavisine bıraktığında gemisi yitik bir miçoyu birdirbir oynayacaktır yeni yetme ölüler ve bahar havası çarpacaktır mezarını bir gelin tazeliğinde geceyi hadi sar kübalı tombul bir kadın memelerinde geçmişi yanıp düş olsun varmadan karşı kıyıya parçalansın gökyüzünde cehennemin varmadan meleklerine son vahiy dalgalandıkça taş üstünde taş bırakmadığın yüreğin ve koyu gri bir gökkuşağı dağladıkça mezarımı bu sevda lucifer'e yazılmış yalın bir balıkçıl zarifliğinde elbet bulacak lanetin siyah yelkenin sabahında yorgundu kainat, yorgun olacak aşk

bilinen bilinmeyen

resmi gazeteye ilan verdim alenen kayıbım yüzlerce yüz  yolumu sorsam da bilinmeyene eş değer kalıyorum yeni doğanlarda kadim bir ölüyüm dumanına sis perdesi örmüş bir böcek hiçlik olma gayretiyle yolunu yitirmiş bir hayalet başa döndükçe sonunu hazırlayan bir derviş yol alamayan bir seyyah ve ruhunu satmış bir melek harcar imkansızlığını sana olan sevdamın belki de hiç var olmadık senin sevdan kadar yalan serseri gönlüm def ettikçe seni beni kadim cehennemlere bilmeyelim

arpa

veli olmak isterken buldum kendimi deli arpa suyundan olacak gönlüm serseri aşkından mütevellit bilmek en büyük günahım    cehennemse vaadin geçmişe yazık hadi git bana yeni ay çıkmadan bilmesinler cennetini bilmeyeyim seni