Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yeniden bulma

bir dervişe seslenmiş biri seni yeniden bulmam lazım dervişi bile şaşırtmış bu kıçını kaşımış, başını kaşımış, sakalını sıvazlamış sonra dönmüş bu meczuba şu lafları eylemiş: "derin laf ettin,  şaşakaldım kayıp mı ettin ki  a şaşkın? kayıp edebilmen için önce alman lazım  ben senin adını dahi bilmezken sen ne zaman kayıp ettin bu faniyi?!"

işkence

hadi yüzün derimi bir hayallerim kaldı alınmadık yine de zeus der şeytan gibi geceye karışırım

manyak

manyağın allahıyım Allah'ın manyağıyım

ayakkabı

bir öğleden sonraydı. tam köşeyi dönmüştüm ki, ayakkabıma giren taş batmış, can acısıyla durmuş, ayakkabımı çıkarmaya çalışıyordum. işimi bitirip de başımı kaldırdığımda seni gördüm.  yanımdan geçiyordun. beni görmemiş, yanımdan geçip gidiyordun işte. nutkum tutulmuşçasına bakakaldım sana. aylar olmuştu seni göreli, işte yoluma çıkmış, ama beni görmeden yanımdan geçip gidiyordun ve ben gıkımı çıkarmadan gidişini seyrediyordum. saçlarını farkettim hemen, nasıl da uzatmışsın, kalçana kadar.  o güzel biçimli kalçanı örtecekler neredeyse.  dön bak ne olur diye yalvardım, duymadın beni, adımlarını atmaya devam ettin. peşinden koşup, kolundan yakalamak istedim. şaşıran yüzünü gördüm. ya da rahatsız mı olurdun? sahi ne derdin bana?  içimden binlerce kez koştum, binlerçe kez sana sarıldım, binlerce kez o minik burnunu öptüm. belki kızardın bana, ittirirdin beni o narin kollarınla.  sen yürümeye devam ettin. o güzel saçlarını öpmek isterdim oysa, salık bırakmışsın, nasıl da yakışmış sana. salın

günde beş vakit sen...

sabah uyandığımda aklımda sen vardın. dişimi fırçalarken, evi temizlerken, sanki omuzumun üzerinden bakıyordun. kitap okurken, sesli okudum hoşuma giden bölümleri, sen duy diye.  burnumu pencereye dayandığımda kalan ize nasıl da kızarsın, yine dayadım burnumu, parmağını sallayarak azarla beni istedim.  kahvemi içerken sana da koydum bir fincan, sevdiğin gibi, bol sütlü.  işe giderken bilmediğim pencerelere el salladım, kesin sen de sallarsın diye. öğle yemeğine senle hangi restoranda buluşuruz heyecanıyla çıktım.  iş yerine döndüğümde, senden bir haber, bir e-posta bulacağımdan emindim.  akşam eve gelirken senin bekleyen siluetini gördüm her pencere ardında. anahtarı kilide soktuğumda tıkırtını işittim.  akşam yemeğine sevdiğin şakşukayı yaptım.  senin sevdiğin dizi oynuyordu, sana anlatırım diye izlemeye çalıştım, ortasından bakınca ne karakterleri ne konuyu anladım. kesin güleceksin bana.  başımı yastığa koyduğumda çenene bir öpücük gönderdim.  sabah ola hayır ola... sabah uyandığımd

bavul

günlerden pazardı, çiçekler yeni tomurcuklanmıştı. yorgun gelmiştim eve.  tuhaf kokuyordu ev.  bir bavul duruyordu kapı kenarında.  o sevdiğin seyahat bavulu.  seni aradı gözlerim. kapılar aynı kapıydı, duvarlar aynı duvar. terliklerin her zamanki yerinde, rafta duruyordu.  seslenmek istedim sana. sesim çıkmadı.  oturdum kanapeye. evdeki bu farklılık üzerime sinmeye başladı. kıpırdamadan bekler buldum kendimi.  gözlerimi kapadım.  usulca geldin, her zaman oturduğun koltuğa yerleştin. gazeteni okumaya başladın. sevdiğin dizileri seyrettin. arada kaçamak bakışlar attın bana. gözlerimi açmaya cesaret edemedim.  akşam oluyordu, kararmaya başlamıştı oturma odası.  derin bir nefes aldım.  gözlerimi açtım.  yoktun.  o zaman anladım evdeki bu yeni kokuyu. 

söz

sen geldiğinde  söz kendini yok saydı önce ışık vardı yakıyordu, yanıyordu cehenneminde oku diyordun gölgen vurdukça karanlık dehlizlere oku fısıldıyordu gölgen senden evvel çünkü önce ışık vardı karartıyordu yürekleri hadi oku diyordun kanatların eridikçe oysa şahdamarından yakın sadece yoktuk saklanıyorduk darağaçlarına sığınıyorduk cehennemine sen gittiğinde söz lanetler yazdı okumadık

gelMe

he r bir ölüşümü eşeleyen yüzlerce ben her bir gidişimi belgeleyen ardına değin açık karanlık nasıl da durur dimdik karşımda düşü yitik, yırtık, yıkık bir şarap dinginliğinde dur  gelme henüz şizofren gecelerini bana ada sevgilim adalar çevrelesin yalnızlığımızı  adamlar sarsın acılarımızı ama adını kimse bilmesin ki her adını andığımızda biçare bilgeliğimizin  sapalım çöllere  ah o buz soğukluğunda koynun  sarmalasın yeni doğmuş bedenimi ama sakın gelme ki uzaktan seveyim seni