güzel gözlerin vardı, zeytin renginde, ara ara bal rengine karışan harelerle bezenmiş, ortasına doğru koyulaşan, toprağın yağmur sonrası koyuluğuna karışan, yılların yaşanmışlığını cesurca taşıyan. uzun kaşlarının sarmalında saklanan kimi zaman, ürkek küçük bir çocuk mahçupluğunda, ya da muzırlığında ... saklandığını dahi saklayan bir hareketle başını geriye atardın, sevecenlikle yüzünden kaldırdığımda o uzun kaşları. istemem derdi o başın hareketi, görmeni istemem kırılganlığımı, küçük çocuk sokulganlığımı.. ve kızdın mı, aynı sarmalların gücüyle şimşekler çaktıran kahverengi bir sonsuzluktu yüzünü güzelleştiren. alabildiğine derin... güldün mü, o derinliklerden bir ışıltı sarardı yaşamı. anlardım. seyrelmiş saçının güçsüzlüğündeydi yüreğim, o bir kaç parça telleri ilk kez tıraş ettiğimde. sarmalların beyazlığına kavuşmuş bir kaç tel saç. umutlarımmış meğer tıraş makinasının dişleri arasında kırptığım birer birer... başın üşür mü hala? almadın giderken yün bereni, kaç ay sakladım,...